Khontkar ve Abugat arasında ortaya çıkan gerilim, yüzeyde bireysel bir çatışma gibi görünse de, altında çok daha derin ve yapısal bir kültürel dönüşümün izlerini taşımaktadır. Bu durum, karşı kültürün iktidarlaşması ve ardından kendi muhalefetini dışlaması şeklinde okunabilir. Bu dönüşüm, sadece iki sanatçının pozisyonları üzerinden değil, aynı zamanda kültürel üretimin dönüşen yapısı üzerinden de analiz edilmelidir.
Karşı Kültürden Ana Kültüre
Khontkar’ın kariyeri, Dick Hebdige’in Subculture: The Meaning of Style (1979) adlı eserinde tanımladığı şekilde, karşı kültürün “stil” üzerinden sistem karşıtı bir kimlik üretmesinin güncel bir örneği olarak okunabilir. Ancak Hebdige’in de belirttiği gibi, sistem karşıtı bu stil zamanla ana akım tarafından soğurulur, estetize edilir ve zararsız hâle getirilir.
Khontkar, bir dönem Türkiye müzik sahnesinde ötekiydi; sansürlenmiş, anlaşılmamış, dışlanmıştı. Fakat zamanla bu ötekilik bir marka değerine dönüştü. Estetik, agresyon, sokak dili. Hepsi bir pazarlama aracına dönüştürüldü. Bu süreçte Khontkar, Theodor W. Adorno ve Max Horkheimer’ın Kültür Endüstrisi kavramıyla tanımladığı döngünün içerisine girdi:
Özgün olanın seri üretime açılması, muhalif olanın metalaştırılarak etkisizleştirilmesi.
Adorno’ya göre kültür endüstrisi, bireyi düşünmeye iten sanatın yerine, tüketilmesi kolaylaştırılmış, sistemle uzlaşmış bir sanat biçimini koyar. Bu noktada Khontkar’ın üretimi artık sistemle çatışan değil, sistemin taleplerine cevap veren bir forma evrilmiştir. Böylece “karşı” olan, artık “merkez”in hizmetindedir.
Dönüşüm ve Getirileri
Fakat burada daha çarpıcı olan, bu dönüşümün kendisi kadar, yeni merkezin kendi karşısındaki figürleri yok saymaya başlamasıdır. Abugat örneği burada devreye girer. Abugat, diliyle, agresyonuyla, tavrıyla hâlâ sistem dışında, hâlâ kontrol edilemez bir figürdür. O, Khontkar’ın bir zamanlar olduğu şeydir: rahatsız edici.
Ve işte tam bu noktada, Foucault’nun iktidar bilgiyi üretir önermesi devreye girer. Khontkar gibi figürler artık sadece sanatsal değil, kültürel iktidar da üretmektedir. Otorite figürü hâline gelen kişi, “neyin kaliteli”, “neyin saçma”, “neyin değerli” olduğunu belirleme gücüne sahip olur. Bu bağlamda Abugat, yalnızca “başarısız” ya da “küfürbaz” biri olarak değil, kültürel hiyerarşinin altına itilmesi gereken biri olarak konumlandırılır.
Ancak Abugat’ın Khontkar’a yönelttiği eleştiriler, çoğu zaman reaksiyoner bir tavırdan ibaret kalmakta, sağlam argümanlarla beslenmemektedir. Khontkar’ın yıllara yayılan üretimi, teknik bilgisi ve kültürel birikimi göz ardı edilmekte; fakat buna karşılık bu birikimi çözümleyen ya da eleştirel bir zemine oturtan bir söylem sunamamaktadır. Bu da eleştirilerini fikir çatışmasından çok, sidik yarışına çeviriyor.
Simgesel Şiddet
Pierre Bourdieu, kültürel sermayeyi elinde bulunduranların bu sermayeyi simgesel şiddet yoluyla dayattığını söyler. Khontkar, şu an bu kültürel sermayeyi elinde tutmaktadır; onun dili, tavrı, tarzı trend belirlemektedir. Bir zamanlar kendi yaşadığı dışlanmayı, şimdi başkasına yaşatmaktadır.
Bu bağlamda dikkat çekici bir diğer boyut, new school olarak tanımlanan genç sanatçıların bu hiyerarşiye mutlak bir biat içinde hareket etmesidir. Özellikle sesli ortamlarda, Khontkar’a yöneltilebilecek olası yapıcı eleştiriler yerine, sorgusuz bir onaylama ve “yalakalığa” varan bir övgü dili tercih edilmektedir.
Bu durum, Michel Foucault’nun iktidar-özne ilişkisi bağlamında tanımladığı şekilde, iktidarın yalnızca baskı yoluyla değil, özneyi şekillendirerek de çalıştığını gösterir.
İktidarın gölgesinde var olmaya razı olmuş figürler, kültürel iktidarın yeniden üreticisi hâline gelirler. Ancak bu figürler, kendilerine ait bir estetik, özgün bir dil veya eleştirel bir konum üretemedikleri için, zamanla kültürel bellekte silikleşmeye mahkûmdur.
Kısa vadede görünürlük kazansalar da, uzun vadede birer “yancı” hâline gelirler.
Bu da bize şunu gösterir:
Karşı kültür, güç kazandığında yalnızca merkezileşmez; aynı zamanda kendinden sonra gelen marjinalleri de bastırmaya başlar.
Yani bu bir tür kültürel intihardır: Dönüşen karşı kültür, merkezde kalmak uğruna kendi doğasını yok eder.
Kaynakça
Adorno, Theodor W., and Max Horkheimer. Dialectic of Enlightenment. Translated by John Cumming, Herder and Herder, 1972.
Bourdieu, Pierre. Distinction: A Social Critique of the Judgement of Taste. Harvard University Press, 1984.
Foucault, Michel. Power/Knowledge: Selected Interviews and Other Writings, 1972-1977. Pantheon Books, 1980.
Hebdige, Dick. Subculture: The Meaning of Style. Routledge, 1979.
Öncelikle güzel bir yazı olmuş ama kafama takılan birkaç şey var. Birincisi, evet Khontkar otorite figürü halindedir, fakat Abugat’ın müziğine kötü, saçma veya kalitesiz demedi. Kavga ederken, bağırıp çağırırken bile demedi bunu. Sadece Abugat’ın kendisinin etkisini reddetmesine ayar oldu, ki bunu gereksiz bir takıntı haline getirdiğini düşünüyorum, onun dışında dediği her şey Abugat’ın kendi şahsına ve özellikle çevresine (Şam) yönelikti. Yani Khontkar burada ötekileştiren taraf olmadı bence. Sanatsal değil kişisel bir derdi vardı. Olayı müzik boyutuna getiren Abugat’tı, Khontkar buna daha da kuruldu. Dediğiniz gibi sonuçta sidik yarışına döndü olay. Bundan bi 10 sene sonra Abugat’ın da yenilere böyle yaklaşacağına da bahse varım bu arada. İkinci olarak seslide “yalakalık” yapanlardan kastınız tam olarak kimler anlamadım, ama orada başta ege! ve killoki olmak üzere son derece özgün, kendine has bir tarz yakalamış sanatçılar da vardı, yani kültürel iktidara biat etseler ya da tarafsız kalsalar da onların da bir etkisi var, silinip gidecek kadar unrecognizable adamlar değiller. tam olarak kimin yaladığını bilmiyorum. Üçüncü olarak da son paragrafın olaydan bağımsız olarak doğru bir tespit olsa da bu olayda tam olarak olanın bu olduğunu düşünmüyorum. Khontkar, her ne kadar kendisi sürekli bunu iddia etse de Türk müziğinde birkaç yıllık bir zaman dilimi haricinde öyle aşırı merkezi, oyun kurucu, gamechanger bir role sahip değil. Trap müzik ülkemizde birkaç yıl popülerliğini koruduktan sonra yerini yine afro, reggaeton, piyasa soundlarına bıraktı. Genelde Türk insanı ve özellikle sanatçısı sanatsal açıdan son derece omurgasız ve aidiyetsiz olduğu için bu müzik ana akımda öyle kalıcı bir yer yakalayamadı, sonuçta şu an popüler olan kaç tane trap şarkısı sayabilirsiniz ve bunların diğerlerine göre oranı nedir? Khontkar’ın kendisi bile son yıllarda bence en iyi işlerini yapmasına rağmen çok uzun zamandır hit diyebileceğimiz bir iş yapamıyor. Ha ihtiyacı vardır yoktur o ayrı konu. Ama etkisinin kısa sürdüğüne bir işarettir bu. Yurtdışında hala ana akım trap şarkılarıyla patlıyor, yeni yeni soundlar çıkıyor, kültür yayılıyor, Türkiye’de durum bu değil. Memleketim insanı ya arabesk gibi üzücü, ya da reggaeton gibi piyasalık müzikleri dinlemeyi seviyor, trap gibi alt kültürler öyle geniş kitlelerce benimsenmiyor. Benimsenmiş olsa da bunun süre olarak kısalığından çok da bir kültürel benimseme olmadığını söyleyebiliriz. Demem o ki Khontkar kısa bir dönem haricinde bu kadar merkezi bir kültürel figür olmadı, hala daha yaptığı müziğin ana akımda, radyolarda, playlistlerde vs. çok fazla bir yeri yok. Onu yeni bir kültürel merkez olarak görmek doğru olmaz diye düşünüyorum. Dolayısıyla onun kendi kültürel doğasını yok etmediğini, zaten merkezi olmadığı için edemeyeceğini düşünüyorum. Khontkar şu sıralar yeraltındaki opium özentisi klonlarla da (yeni bir alt kültür) çok haşır neşir, onları dışlamıyor. Yani yazı olaydan bağımsız olarak doğru, ama olaya uyarlayınca uyuşmazlıklar var.