Zürih’ten Atlanta’ya: Anlamın İnfazı
Eski toprak rap dinleyicisi için mumble rap hala bir küfür gibi geliyor. “Abi bu ne diyor, ağzında sakız mı var?” eleştirisi aslında 20. yüzyılın başında Marcel Duchamp, bir pisuvarı alıp müzenin ortasına bıraktığında verilen tepkiyle birebir aynı. Dadaizm, birinci dünya savaşının o anlamsız vahşetine karşı verilmiş bir mantıksızlık cevabıydı. Dünya bu kadar saçma bir yerken, sanat neden mantıklı ve öğretici olmak zorundaydı ki? Adamlar kelimeleri şapkaya atıp rastgele çekerek şiir yazdılar. Anlamı öldürdüler, yerine hissi koydular.
Ses Bir Enstrümandır, Sözlük Değil
İşte Future, Young Thug ve son noktada Playboi Carti tam olarak bunu yapıyor. Liriklerin o eski, ağırbaşlı hikaye anlatıcılığı geleneğini çöpe atıyorlar. Çünkü sokak artık sadece bir hikaye değil; sokak bir gürültü, bir kaos ve bir vibe. Geleneksel rap’te vokalist, haberi sunan bir spiker gibidir; kelimelerin net olması namustur. Ama mumble rap bu namusu bozdu. Young Thug sesini öyle bir büküyor ki, bazen bir saksafon gibi tınlıyor, bazen de sadece bir hırıltı. Burada kelimenin sözlük anlamı önemini yitiriyor. O meşhur skrrt-skrrt ad-libleri sadece boşluk doldurma değil; o anki ritmin, o anki enerjinin birer ses boyası.

Anti-Art ve İsteyerek Anlaşılmamak
Kanye West‘in 808s and Heartbreak ile açtığı o duygusal ve mekanik kapı, bugün Carti’nin Whole Lotta Red albümünde bir punk ayinine dönüştü. Carti, anlaşılmamayı bir tercih haline getirdi. Bu, dadaistlerin karşı-sanat dediği şeyin tam karşılığıdır. Eğer sistem seni belli bir kalıba sokmak istiyorsa, yapacağın en büyük devrim, o kalıbın seni anlamasına izin vermemektir. Peki, anlamadığımız bir şeyi neden saatlerce dinliyoruz? Çünkü beyin kelimelerin mantığıyla uğraşmayı bıraktığında ritme ve frekansa teslim olur. Mumble rap, modern insanın bilgi bombardımanı altındaki yorgun zihnine bir trans hali vadediyor.

Yeni Punk: Mumble Rap
Bu noktada mumble rap’in aslında 70’lerin sonundaki punk hareketinin dijital bir reenkarnasyonu olduğunu söyleyebiliriz. Punkçılar üç akor bilmeden sahneye fırlayıp o dönemki elitist müzik anlayışını nasıl darmadağın ettiyse, mumble rapçiler de lirik fetişizmini yıkarak aynısını yapıyor. Şu an post-truth yani gerçeklik sonrası dediğimiz bir çağdayız. Her şeyin bu kadar dezenformasyona uğradığı, anlamın bu kadar ucuzladığı bir dünyada, rapçilerin mantıklı cümle kurma çabasını bırakması aslında çok dürüstçe bir tavır.
Sanat teknikten ziyade bir duygu meselesidir
Gelenekçiler “Bu müzik değil.” dedikçe onlar stadyumları dolduruyor. Çünkü gençlik, dünyanın onlara sunduğu o mantıklı ve gri gelecekten sıkıldı. Onlar ne dendiği belli olmayan ama ne hissettirdiği çok net olan o renkli kaosun peşindeler. Sonuç olarak mumble rap, hip-hop’un dadaizmidir. Gelenekleri yıkar, mantığı reddeder ve yerine saf enerjiyi koyar. Belki ne dediklerini anlamıyoruz ama ne hissettirdiklerini çok iyi biliyoruz. Ve bazen sadece bilmek yetmez, hissetmek her şeydir. Sesin kendisi artık en büyük protesto haline gelmiş durumda. Kelimelere ihtiyacımız yok, o gürültünün içindeki enerjiyi paylaşıyorsak mevzu bitmiştir.